|
Apartmanın çocukları Peyam’ın doğum günü için toplanmış eğleniyorlardı. Çocuklar çok gürültü yapıyorlardı. Seslerine annesi Aysel Hanım geldi. Odalarına girerek: -Çocuklar, biraz yavaş olamaz mısınız? diye uyardı. Birkaç kez tekrar etmesine rağmen onu duymadılar. Aysel Hanım da daha fazla bağırmadan odadan dışarı çıktı. Elinde kocaman çikolatalı bir pastayla içeri girdi. Bir yandan da “Bu onları susturmaya yeter” diye mırıldanıyordu. Bütün çocuklar çikolatalı pastayı görür görmez susmuşlardı. Aysel Hanımın düşündüğü olmuştu. Hepsi ağızlarının suyu akarak pastanın etrafında toplandılar.
Aysel Hanım pastayı gülerek masaya bıraktı:
-Çocuklar şimdi geliyorum. Pastayı birlikte keselim beni bekleyin, diyerek dışarı çıktı. Çocuklardan bazıları acele ediyordu. İçlerinden biri:
-Annen geleceğe benzemiyor Peyam. Pastayı sen kessene, dedi.
Bir diğeri:
-Bence Peyam’ın annesini bekleyelim, diyerek karşı çıktı. Çocuklar ikiye ayrılmışlardı. Kimi “bekleyelim”, kimi de “Peyam kessin”, diyordu. Bunun üzerine Peyam arkadaşlarına dönerek:
-Hep beraber kesmeye ne dersiniz?, diye sordu. Çocuklar bu fikri çok beğendiler. Peyam:
- Haydi öyleyse, dedi. Birlikte sevinerek bıçağı tuttular. Pastayı kesmek için uzandılar. Tam pastayı kesecekleri sırada metalik bir ses:
-Durun! diyerek bağırdı.
Çocuklar ses nereden geliyor diye odaya arayan gözlerle baktılar. Kimseyi görememişlerdi.
Bir çocuk heyecanlanarak:
-Bu, Peyam’ın annesi. Ben size bekleyelim demiştim! diye bağırdı.
Peyam:
-Hayır, bu annemin sesi değil, diye itiraz etti.
Korkudan bıçağa daha sıkı sarılmışlardı. Aynı metalik ses:
-Sakın kesmeyin, diye titreşimle konuştu.
Sesin kendisinden geldiğini belli etmek istiyordu. Çocukları korkutmayı hiç istemiyordu. Sesin titreşiminden çocukların kolları sarsılmıştı. Hep beraber “bıçak, bıçak konuşuyor” diye bağırdılar. Bıçak:
-Evet benim. Lütfen pastayı kesmeyin, dedi.
İçlerinden pastayı çok seven Peyam’ın tombul arkadaşı:
-Biz pasta yemek istiyoruz. Neden kesmeyelim? Doğum gününde pasta yemek adettir, dedi.
Diğer çocuklar da aynı fikirdeydi. Yüksek sesle arkadaşlarını onayladılar. Diğer çocuk:
-Evet, doğum gününde yemeyeceğiz de ne zaman yiyeceğiz, dedi.
Metalik Ses:
-Ben pastanın elçisiyim,dedi.
Peyam’a seslenerek devam etti:
-Peyamcığım isminin anlamı gibi sana müjdeli bir haber vereceğim. Eğer onu kesmezseniz o da size çok güzel bir doğum günü hediyesi verecek, dedi.
Peyam’ın tombul arkadaşı:
-Pastadan daha güzel hediye mi olur, dedi. Sonra Peyam’a dönerek “ değil mi Peyam?” diye sordu. Bu, Peyam’ın doğum günüydü. Doğrusu hediyenin ne olacağını çok merak ediyordu. Ama arkadaşlarını da kırmak istemiyordu. Arkadaşlarına:
-Siz hediyenin ne olacağını merak etmiyor musunuz?, diye sordu. Arkadaşlarından bazıları Peyam gibi merak ediyordu.
-Ediyoruz tabi, diye bağırdılar.
Bıçak hemen lafa karıştı:
-Haydi öyleyse atlayın!, diye coşkulu bir sesle bağırdı. Çocuklar şaşkındı. Bıçağı masanın üzerine bırakmışlardı. Hep beraber:
-Nereye? diye bağırdılar.
Metalik ses daha coşkulu bir sesle:
-Tabi ki pastanın içine, dedi.
O kadar çok bağırmıştı ki kendi sesinden yine kendisi etkilenmişti. Sesinin kuvvetli titreşiminin etkisiyle masanın altına düşmüştü. Düşerken:
-Yere düşmeden atlayın. Geç kalırsanız sihri bozulur içeri giremezsiniz, diye bağırdı.
Hepsi korkudan kenara çekilmişlerdi. Bu arada arkadaşlarının şaşkın bakışları arasında tombul arkadaşları şişman gövdesiyle pastaya balıklama atlayıverdi. Bir ayağı dışarıda kaldığından pastanın içine tam giremiyordu. Boğuk bir sesle:
-Arkadaşlar burası muhteşem. Ama kolum şekerlemelere takıldı. İçeriye tam giremiyorum, diye bağırdı.
Peyam merakla:
-İçeride neler var?, diye sordu.
Tombul arkadaşının sadece ağız şapırtısı duyuluyordu. Peyam’ın sorusuna;
- Pasta nefismiş, diye cevap verdi.
Peyam tekrar sordu:
-İçeride diyorum, neler var?
Arkadaşı:
-Neler yok ki! Çikolata dağları. Limonata denizleri.... Çok aşağıda hareket eden bir şeyler var ama göremiyorum. Beni biraz ittirirseniz görebileceğim. Sonra da siz atlayın, dedi. Dikkat edin eliniz, kolunuz şekerlemelere takılmasın diye de uyardı.
Çocuklar, tombul arkadaşlarının havada kalan ayaklarını ittirdikten sonra pastaya balıklama atladılar. Peyam ve diğer arkadaşları atlar atlamaz çikolataya bulandılar. Hep birlikte paldır küldür kayarak aşağıya düştüler. Yumuşak çikolata toprağının üzerine düşmüşlerdi. Kazasız, belasız bir araya gelmekten hepsi de çok mutluydu. Peyam düştüğü yerin toprağından alarak:
-Mıııımmm, gerçekten çok nefismiş, dedi.
Diğer arkadaşı ağzını şapırdatarak:
-Evet, müthiş bir tadı var, dedi. Bu yediğim hiçbir pasta türüne benzemiyor, diye ekledi.
Tombul arkadaşları toprağı avuçlayarak:
-Çok keskin bir çikolata tadı var, dedi. Ama diğer tatları çözemedim. Vişne desem değil. Limon desem değil. Muz desem hiç değil...diye kendi kendine söylendi. Bir yandan da yemeğe devam ediyordu. Neredeyse tüm meyvaları saymış ama ne tadı olduğuna karar verememişti.
Peyam ve arkadaşları çoktan ayağa kalkmıştı. Biraz aşağılarında hareket eden şeye doğru yürüyorlardı. Yerde yatan tombul arkadaşları:
-Hey, nereye gidiyorsunuz? Beni de bekleyin diyerek arkalarından koşarak onlara yetişti. Hep beraber yürümeye başladılar. Bir yandan da etrafı inceliyorlardı. Burada her şey pastadan ve şekerlemelerden yapılmıştı. Sonunda hareket eden şeylerin olduğu yere varmışlardı. Burası bir sirkti!
Peyam ve arkadaşları pastadan yapılı sıralara oturdular. Gösteri devam ediyordu. Beyaz kremalı pastadan yapılmış atların üzerinde, şekerlemeden oluşan genç kızlar oturmuştu. Sahnede gezerek gösteriyi sunuyorlardı. Çikolata kaplı küçük süs köpekleri de arkalarından koşuyordu. Çocuklar gösteriyi zevkle seyrettiler. Gösteri bittikten sonra, bir ses duyuldu:
-Sevgili çocuklar seyrettiğiniz gösterideki çikolata, pasta ve şekerlemelerden yiyebilirsiniz.
Bu sesten sonra sahne değişti. Şekerlemeden oluşan iki kız sahnenin ortasına bir masa koydu. |